Ağrı Rehberi

Ağrı Rehberi 

 
Yüzölçümü: 11376 km²
Nüfus:470796 (2000)

KONUM
39.05 ve 40.07 kuzey enlemleri ile, 42.20 ve 44.30 doğu boylamları arasında yer alan il, deniz seviyesinden 1640 m yükseklikte kurulmuştur. Anadolu’nun İran’la bağlantısını sağlayan yolun üzerinde bulunması ile önemi artan ilin doğusunda İran, batısında Muş ve Erzurum, kuzeyinde Kars, güneyinde Van ve Bitlis ile kuzeydoğusunda Iğdır ili bulunmaktadır. Doğu Anadolu Bölgesi’nin Yukarı Murat-Van bölümü içinde kalan yüksek Anadolu yaylasının devamı üzerinde yer almaktadır.

İKLİM
Ağrı, iklim bakımından Türkiye’nin en karasal ve sert iklimli bölümüne girer. Kışlar çok sert geçer. Türkiye’de en soğuk gün Ağrı’da 13 Ocak 1940’da –43 C olarak tespit edilmiştir. Yazları sıcaktır. İlkbahar ve sonbahar kısa sürer. Az yağmur, daha çok kar yağar. Senenin 115-125 günü karla kaplıdır. Yıllık ortalama yağış miktarı 528,5mm’dir. En yağışlı ay 66,8mm ile nisan ve en kurak ay da 12,3mm ile ağustostur. Ağrı’nın yıllık ortalama sıcaklığı 6,1 C, en soğuk ayın ortalaması –10C, en sıcak ay ortalaması 21C dir. Ağrı’da özellikle soğuk dönemlerde sisli günler sayısı da artmaktadır. Buna büyük ölçüde radrasyon sisleri etkili olmaktadır. Ortalama sisli gün sayısı yılda 30 gündür.

TARİHCE
Orta Asya’dan gelen kavimlerin Anadolu’ya girişleri sırasında Ağrı, bir geçiş oluşturmuş, dolayısıyla bir çok medeniyete sahne olmuştur. Ancak bu medeniyetler Ağrı’yı bir giriş kapısı olarak gördüklerinden burada çok köklü bir uygarlık oluşturamamışlardır. Bölgede egemenlik kurdukları sanılan Hititler’in güçlerini yitirmeleri üzerine, M.Ö.1340-M.Ö.1200 tarihleri arasında Hurriler bölgeye yerleşmişlerdir. Hurriler krallık merkezi olan Urfa’dan uzak olan Ağrı’yı ellerinde tutamamışlardır.
En köklü uygarlığı Urartular oluşturmuştur. Urartu’nun Van Gölü’nün kuzey ve kuzeydoğusundaki ülkeler üzerine, Kral İspuini (M.Ö.825-M.Ö.810) döneminde seferler başlamış, Kral Menua(M.Ö.810-M.Ö.786) döneminde bu akınlar daha da ağırlık kazanmıştır. Kuzeye ve kuzeydoğuya giden yollar üzerinde inşa edilen kaleler, buraya yapılan seferlerin önceden planlandığını göstermektedir.
  Ağrı Dağı’nın yamaçlarında, Karakoyunlu ve Taşburun köylerinin arasında ele geçen bir Urartu yazıtı Kral Menua’nın bu bölgedeki egemenliğinin kesin kanıtıdır. M.Ö.712 yıllarında Kızılırmak boylarına kadar uzanan Kimmerler, Ağrı’da geçici de olsa bir hakimiyet kurmuşlardır. Medler ( M.Ö.708-M.Ö.555 ) Asur Devleti’nin yıkılması ile birlikte bir yayılma ürecine girmiş, bunun sonucu olarakta Ağrı ve çevresini topraklarına katmışlardır. Medler’in yıkılması ile birlikte Persler; Büyük İskender’in Pers Kralı III.Darius’u ( M.Ö.331 ) yenerek Anadolu’yu ele geçirdiği zamana kadar yaklaşık iki yüzyıl kadar bölgede yaşamışlardır. Büyük İskender’in ölümü üzerine oluşan boşluktan faydalanan Ermeniler bölgeyi ele geçirmişlerdir.
Doğu Anadolu’ya gelip yerleşen ilk Türk topluluğu M.Ö.680 yılında bölgeye gelen Sakalardır. Murat Nehri ve Doğubeyazıt çevrelerine kısa sürede yerleşmişlerdir. Daha sonraları Arsaklılar ve Artaksıyaslı Krallığı, Ağrı ve çevresine hakim olmuştur. Bölge, Hz.Osman zamanında islam orduları tarafından fethedilmiştir. 872 yılına değin Abbasilerin kontrolü altında kalan Ağrı, daha sonra Bizans’ın kontrolüne geçmiştir.
1071 Malazgirt Savaşı sonrası bölgeye Türk boyları gelmeye başlamıştır. Ağrı, yüzyıla yakın bir süre Sökmenli Devleti’nin sınırları içine girmiştir. 1027-1225 yılları arasında Ani Atabekleri, 1239’da Cengizliler, 1256-1358 yılları arasında İlhanlılar ve Celayirliler Ağrı’da hüküm sürmüşlerdir. İlhanlılar bazen kurultaylarını Ağrı Dağı’nda yapmış, Anadolu ve İran’ı buradan yönetmişlerdir. 1393’de Moğol hakanı Aksak Timur, Ağrı bölgesini ele geçirmiştir.
1405-1468 tarihleri arasında Ağrı, Karakoyunlu toprakları içinde yer almış, Karakoyunlular yıkılınca Ağrı Akkoyunlular’ın egemenliğine geçmiştir. Ağrı, Yavuz Sultan Selim tarafından Çaldıran Savaşı sonrası Osmanlı topraklarına katılmıştır.
Osmanlı döneminde Şorbulak olarak anılan ilin adı, Ermeniler zamanında Karakilise olarak değiştirilmiştir. Kazım Karabekir Paşa zamanında Karakilise ismi değiştirilerek Karaköse diye adlandırılmıştır. Nuh Tufanı ile ilgisinden dolayı Tevrat’ta adı geçen Ararat Dağı ve ülkesinin, Ağrı ve çevresinin olduğu sanılması dolayısıyla Ağrı’ya batılılar tarafından Ararat da denilmektedir. 1834 yılında bucak, 1869 yılında ilçe olan Ağrı, 1927 yılında il merkezi olmuştur. 5165m. yüksekliğiyle Türkiye’nin en büyük dağı olan Ağrı Dağı’ndan dolayı da AĞRI adını almıştır.

YEREL TADLAR

Abdigör Köftesi: En tanınmış yemeği Abdigor Köftesi’dir. Doğubeyazıt ilçemizde yaygın olan bu köfte, içli köfteye benzer.Yöremizin en lezzetli yemeğidir. Yağsız, sinirsiz, kemiksiz sığır eti, çok az miktarda soğan, bir adet yumurta ve baharatlardan yapılır. Hazırlanması taze et, bir tokmak ile taş üzerinde merhem şeklini alıncaya kadar dövülür. Hamur haline gelen et, soğan ve su katılarak elle çırpılır. Çırpıldıktan sonra bir saat dinlendirilen köfteler pilav üzerine konularak servis yapılır.
Gosteberg Et: Tereyağı, soğan, salça ve aynı addaki ot harmanlanıp hayvan postuna doldurulur ve nemli toprağa   gömüldükten sonra üzerinde ateş yakılarak pişirilir ki, buna buğulama da denir.
Selekeli (Saç Kavurma): Taze oğlak veya kuzu eti, sarımsaklı yoğurt ve tereyağından yapılır. Hazırlanışı; taze et doğranır, içine tereyağından eritilmiş salça konulur. Bu şekilde kızartılan et indirilip bir süre dinlendirilir, üzerine sarımsaklı yoğurt dökülerek servis yapılır.
Alabalık: Balık Göl’ü, Çuma Çayı ve derecik sularında bulunan kırmızı pullu kızıl alabalık güzel tadından öte kırık, çıkık gibi ortopedik tedavilerde ilaç olarak kullanılır.
Beyaz Bal: Türkiye’nin en güzel çiçek balı burada elde edilir. Binbir renk ve çeşitli kokulardaki yayla çiçeğinden elde edilen bembeyaz balın tadına doyum olmaz.
Haşıl: Haşıl yapılırken ince yarma önce bulamaç şeklinde pişirilir. Sonra ortası havuz gibi açılır ve üzerine tereyağı konur. Çevresine ise sarmısaklı yoğurt gezdirilir. Haşıl ortasına açılan yağ havuzu nedeni ile ayrı tabaklara bölünmez ve tek bir kaptan yenir.
Hengel: Buğday unundan hazırlanan hamur bir süre dinlendirilir, yufka şeklinde ince olarak açılır ve kareler şeklinde kesilir. Kaynar suda haşlandıktan sonra süzülür ve bir tepsiye çekilir. Üzerine sarımsaklı yoğurt veya hengel sosu dediğimiz yöremize has kurut isimli bir malzeme ezilerek dökülür yine içinde küçük soğan parçacıkları kavrulmuş tereyağı dökülerek servis yapılır. Bekletilmeden ve soğutulmadan yenmesi gerekir.
Erişte: Evde kesilen erişte ve yeşil mercimekle hazırlanır. Önceden haşlanan yeşil mercimek, erişteyle kaynatılıp süzüldükten sonra yağlanmış tencerenin tabanına patates dizilir, üzerine mercimekli karışım konur. Son olarak üzerine kızdırılmış yağ gezdirilir ve patatesler kırmızı renk alıncaya kadar pişirilir. Ters çerilip servis edilen bu yemek, kimi zaman patates yerine lavaş ekmeği ile de yapılır
Kuymak: Önce bir tavaya kaymak konulur ve ısıtılır. Daha sonra alabildiği kadar Mısır unu veya buğday unu konularak sürekli bir biçimde karıştırılır. Biraz su dökülerek karıştırılamaya devam edilir. Ta ki kaymağın yağı çıkıncaya kadar, yağ çıktığı zaman yenmeye hazırdır.
Kete: Mayalanmış hamurun, yufka seklinde açılarak doğrudan sacın üzerinde pişirilmesidir. Yağlanarak veya kuru olarak yenir. Yufkadan kalın lavaştan ince olduğu için yöremize özeldir.
Pişi: İsteğe göre, süt veya su ile mayalanarak yoğrulan hamur, biraz bekletildikten sonra, elle hafif ekmek boyutuna getirilinceye keder çevrilir, yuvarlak hamur kızgın yağa atılarak kızarıncaya kadar pişirilir.
Hasuda: Hasuda tatlı bir yiyecektir. Önce şerbet hazırlanır. Şerbetin içine çok az un atılır ve çırpılır. Daha sonra tavada yağ ısıtılır ve içine hazırladığımız şerbetle un dökülerek karıştırılır. 5-10 dakika böylece ateşte pişirildikten sonra hazır olan hasuda yenmeye hazırdır.
Yalancı Köfte: Bulgur, kabuğu alınmış buğdayın öğütülmüşü ve un karıştırılıp misket haline getirilen köfteler su,salça ve yağ  karışımında kaynatılmak suretiyle yemeye hazır hale getirilir.
Ayranaşı: Kabuğu alınmış buğdayın güzelce suda kaynatılıp, ayran eklenerek nane ve doğranmış kabağın içinde kaynatılması ile yemeye hazır hale getirilir.
Halise: Kabuğu alınmış buğday ve Tavşan etinin tandırda kiremit kaplarda saatlerce tuz katmadan kaynatılıp hazır hale getirildikten sonra üzerine yağ ve tuz katmak suretiyle yemeye hazır hale getirilir.
Çiriş Ketesi: Buğday unundan hazırlanan hamur bir süre dinlendirilir, yufka şeklinde açılır  ve içine  yöremizde yetişen çiriş isimli bir bitki  konularak sac üzerinde pişirilir. Biraz dinlendirildikten sonra içine tere yağı dökülerek yenilir.
Murtuğa: Un,şeker,süt ve su’nun karıştırılması ile yağda kızartılıp helva şekline getirildikten sonra içine ceviz içi,fındık atılabildiği gibi sade olarak ta yeme haline getirilir.


EL SANATLARI
Halı ve Kilim Dokumacılığı, Yün Kazak ve Yün Çoraplar, Tiftik Papak ve Tiftik Çoraplar, Üzerlik veya Nazarlık, Buğday ve Çavdar Sapından Yapılan Eşyalar, Keçe Yapımı,

NE ALINIR
Ağrıdaki en önemli alış –veriş merkezleri Doğubayazıt ilçesindeki pasajlardır. Bu pasajlarda yöreye özgü alış verişin yanı sıra büyük şehirlerde var olan pasaj kültüründen çok daha ucuza alış veriş yapabilirsiniz. Çeşitliliğin fazlası size seçme alternatifi sağlayacaktır.
Ağrı merkezdeki Eski Van Caddesinde  de  yöreye özgü otlu peyniri her mevsimde bulabilirsiniz. Özellikle sonbahar’da çarşı adeta peynir pazarına dönülür. Aladağ ve sinek yaylalarında çıkan balı merkezdeki balcılarda bulmanız mümkündür. Ayrıca yöreye özgü polen için balcı Zeki beye uğramalısınız.
Doğubayazıt’taki halı-kilim satan mekanlara mutlaka uğramalısınız. Yöreye özgü motifleri seyrederek satıcılarla keyifli sohbetler eder, ikram edilen demli kaçak çaylarından içmelisiniz. Bu fikrinizi değiştirebilir.

GEZ, GÖR, TAD...

- Geçmişe şefkat açıp kucağında uygarlıklar büyüten Ağrı ilimiz; 4000 yıl sonra bugün çağdaş yaşamın tüm huzur ve heyecan boyutlarında var olduğunu söylüyor ve diyor ki;

- 200 yıl öncesinin İshak paşa sarayı ile 3000 yıl öncesinin Doğubeyazıt Kalesinin yanyana ister bir gün batımı kızıllığında ister tabiatın baştan ayağa bir dua kesildiği daha ilk gün ışıkları doğmadan panoramik bir tablo gibi yaşadığın takvimin çerçevesiyle seyret.

- İster, gökyüzünün mavisine sınırlarını çizen Meya vadisinin yem yeşil sessizliğinde otur ve tepende dikili 3000 yıllık kaya evlerine bakarak hafızanda en diri efsanelerle tüm zamanların yorgunluğunu at.

- İstersen gel, Kutsal kitapların adından bahsettiği bir Nuh Tufanı sonrası Varoluşun esrarı olan gemiye. Cudi Dağının eteklerinde tanık ol.

- Yada istersen rengarenk ışıklarla parıldayan buzdan dikit ve sarkıtların oluşturduğu Buz mağarasında tabiatın bir harikasını gör.AĞRI DAĞI...

- Ya da Adem ile Havva’nın elmayı yemeden önceki cennetini gör...

- İstersen gel, yeryüzünün en büyük aşkını Keşişin Bahçesinde gör ve “Bu yerde mi kül oldular” de..

- Gel göllerin en yükseğine çık ve Güzelliklerin güzelliğinin nasıl olduğunu gör.

- İstersen kartallara yuva olmuş yüksek kayalıklarla çevrili kanyonlar arasında kıvrıla kıvrıla akan elli millik Murat suyunda rafting yapmanın heyecanı yaşa.
- Ya da istersen uzun etekli dağlarımızın beyaz karlarında uçmaya denk, kaymanın heyecanını yaşa...

 
Kıbrıs Yurtdışı Yurtiçi Oteller Acentalarımız