GENEL BİLGİLER
İzmir, Türkiye'nin üçüncü büyük kentidir. İzmir, Ege kıyı bölgesinin tipik bir örneği gibidir. Kuzeyde Madra Dağları, güneyde Kuşadası Körfezi, batıda Çeşme Yarımadası'nın Tekne Burnu, doğuda ise Aydın, Manisa il sınırları ile çevrilmiş İzmir, batıda kendi adıyla anılan körfezle kucaklaşır.
İzmir ili içinde Ege Bölgesi'nin önemli akarsularından olan Gediz Nehri'nin aşağı çığırı ile Küçük Menderes Nehri bulunur. Girintili ve çıkıntılı kıyı bandı doğal olarak sayısız güzellikte koy ve plajların oluşumu ile sonuçlanır. Gümüldür, Özdere, Foça, Karaburun, Çeşme sahil ve plajları İzmir için büyük bir turistik önem taşımaktadır. Öte yandan aynı doğal yapı, bir çok balıkçı barınağının veya yat yanaşma yerlerinin oluşmasına neden olmuştur. Bu özellikleriyle İzmir doğal bir turizm ve liman kentidir.
İKLİM
Akdeniz iklim kuşağında kalan İzmir'de yazları sıcak ve kurak kışları ılık ve yağışlı geçmektedir. Dağların denize dik uzanması ve ovaların İç Batı Anadolu eşiğine kadar sokulması, denizel etkilerin iç kesimlere kadar yayılmasına olanak vermektedir. Ancak, İl bütününde yükseklik, batı ve kıyıdan uzaklık gibi fiziksel coğrafya farklılıkları, yağış, sıcaklık ve güneş açısından önemli sayılabilecek iklim farklılıklarına da yol açmaktadır.
İl bazında yıllık ortalama sıcaklık, kıyı kesimlerde 14-18 ºC arasında değişmektedir. En sıcak aylar Temmuz (27.3 ºC ) ve Ağustos (27.6 ºC ), en soğuk aylar ise Ocak (8.6 ºC) ve Şubat (9.6 ºC)'tır. Yazın kıyı kesiminde sıcaklık, deniz melteminin (İmbat) etkisiyle iç kesimlere göre 1-2 ºC daha düşük olmaktadır. Kış mevsiminde ortalama 7 ºC olan sıcaklık zaman zaman kuzey ve kuzeybatıdan sokulan denizel hava kütlesi nedeniyle düşmektedir.
İzmir'de yağışın aylara ve mevsimlere göre dağılımında önemli farklar vardır. İzmir'de yıllık ortalama yağış miktarı 700 mm. olup yıllık yağışın % 50'den fazlası kış mevsiminde %40- 45'i ilkbahar ve sonbaharda , % 2-4'ü ise yaz aylarında düşmektedir. Kar yağışlı günler sayısı, alçak kesimlerde yok denecek kadar azdır. Yüksek kesimlerde gerek kar yağışlı günler sayısı, gerekse karın yerde kalma süresi artmaktadır.
GEZİLECEK YERLER
İzmir Atatürk Müzesi
Kordondaki 248 numaralı iki katlı yapı 1862 yılında halı tüccar Takfor tarafından yaptırılmış bir konak. Tarihi bina 1927 yılında Belediye tarafından Mustafa Kemal Atatürke armağan edilmiş. Atatürk İzmire geldiği zaman bu evde kalmış, çalışmalarını burada sürdürmüş. 1941 yılında müzeye dönüştürülen bina geçtiğimiz yıllarda restore edildi.
Atatürk Müzesi'nin bulunduğu üst katta, tablolar, büyük boy aynalar, vestiyer, mobilya ve bronz döküm saat salonu yer alıyor. Salona açılan soldaki odalar Atatürk'ün banyosu, yatak odası, çalışma odası, kütüphane, misafir odası, yaver odası ve yemek odası olarak düzenlenmiştir.
Atatürk Anıtı
Cumhuriyet Meydanında büyük önderimiz Atatürkün Ordular İlk Hedefiniz Akdenizdir İleri komutunu taşıyan anıt, İtalyan heykeltıraş Pietro Canunica tarafından 1933 yılında yapılmıştır. Atatürkün üniforması ile bir at üzerinde tüm heybeti ile gösterir. Kaidesindeki milli mücadele kabartmaları görülmeğe değerdir.
Kültür ve Turizm Müdürlüğü
1891de kurulan İzmir Ticaret Borsası, 1919a kadar yapıda etkinliğini sürdürmüş, işgalden sonra 1921de ise Yunan Milli Bankasının kullanımına ayrılmıştır. 1922den sonra İzmir Merkez Postanesi ve Paket Postanesi olan yapı, halen İzmir Kültür ve Turizm Müdürlüğü hizmet binası olarak kullanılmaktadır.
İzmirdeki 19.yüzyıl başı kâgir mimarisinin tipik bir örneği olan yapının özellikle dövme demir parmaklık ve korkulukları ile kapı saçağı Art Nouveau stilindedir.
Konak Pier
19.Yüzyılda Fransızlar, sahil şeridinin darlığı ve gemilerin kıyıya yanaşamadığını öne sürerek, Sadrazamdan dolgu izni alır. Basmane Garının denize bağlandığı noktayı gümrüklü mal depolama alanı olarak kullanmak üzere doldurulur. Taş söveleri, çatı parapeti, bina aksındaki süslemeleri, dairesel yontulmuş köşe taşlarıyla, özenli bir cephesi bulunan, katlı gümrük binası 1854 yılında tamamlanmıştır. 1905-1913 tarihlerinde deniz bir kez daha doldurularak Belçikada üretilerek gemilerle İzmire getirilen fort döküm dairesel kolonlar,u profil kolonlar ve çelik profil çatı makaslarının kullanıldığı büyük hol eklenmiş ve yapı bugünkü halini almıştır. Çelik strüktür elemanlarının geometrik formlarında görülen benzerlikler nedeniyle, Gustave Eiffel ekolüne ait olabilecekleri düşünülmektedir. Yapı Günümüzde alışveriş merkezi olarak kullanılmaktadır.
Yalı Camii
Konak Meydanında, çinileri ve sekizgen planıyla dikkatleri çeken, İzmirin en zarif camilerinden Yalı (Konak) Cami, Mehmet Paşa kızı Ayşe Hatun tarafından 18.yüzyılda yaptırılmıştır. Firuze çinilerle süslü cami adeta Konak Meydanı ile özdeşleşmiştir.
Hükümet Konağı
1868-1872 yılları arasında yapılmış olan Hükümet Konağı Türklerin ulusal bağımsızlık savaşı olan Kurtuluş savaşında çok önemli bir yere sahiptir. Çünkü 9 Eylül l922de Türk ordusunun İzmire gelmesiyle Hükümet Konağına çekilen Türk bayrağı aynı zamanda İzmirin kurtuluşunu simgeler.
Saat Kulesi
1901 yılında Sultan Abdülhamit in tahta çıkışının 25.yıldönümü nedeniyle Sadrazam Küçük Sait Paşa tarafından yaptırılmıştır. Son derece zarif görünümüyle Konak Meydanını bir inci gibi süslemektedir. Teras yükseldikçe incelen sivri kemerleri, kubbecikleri, mukarnas işçiliği ve geometrik figürlerle donatılmış olan taş işçiliğinin dantele gibi bir zarafet içinde Saat Kulesini çevrelemesi, oldukça zengin bir görüntü oluşturmaktadır. Kulenin saati Alman İmparatoru II.Wilhelm tarafından armağan edilmiştir. İzmirin sembolü olarak kabul edilen Saat Kulesinin altında bulunan odanın dört köşesinde çeşmeler bulunmaktadır.
İzmir Arkeoloji Müzesi
Üç katlı müzenin Üst Kat Salonunda İzmir çevresindeki ören yerlerinde yürütülen kazılardan arkeolojik buluntular sergileniyor.
Aynı kattaki Hazine Salonunda Arkaik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait altın, gümüş ve değerli taşlardan yapılmış süs eşyaları, cam eşyalar, sikkeler ve bronz Demeter heykeli görülebiliyor.
Orta kat (giriş kat) mermer eserlere ayrılmış. Arkaik Dönemden Roma Dönemi sonuna kadar heykeller, büstler, portre ve mask gibi mermer eserler sergileniyor.
İzmir Etnografya Müzesi
Arkeoloji Müzesine bitişik 19. yyda yapılmış Neo Klasik yapıdadır. Yapı 1831 yılında vebaya yakalanan hastalara, 1845 yılında yoksul Hıristiyan ailelerine tahsis edilmiş. Kesme taşlardan yapılan bina restore edilerek 1988 yılında müze olarak kullanılmaya başlandı.
İzmir ve çevresindeki XIX. yy. sosyal yaşamından eserler sergilenen müzenin birinci kat teşhir salonunda misafir odası, hamam takımları, el işlemeleri, efe giysileri ve aksesuarları, kentin ilk Türk eczanesi (İttihat Eczanesi) ile nalıncılık, keçecilik, nazar boncuğu yapımı, çömlekçilik, tenekecilik gibi ürünlerin yapılış şekilleri, deve güreşleri fotoğrafları sergilenmektedir.
İkinci kat salonunda gelin odası, oturma odası, sünnet odası; mutfak, gelin başları, Osmanlı sikkeleri, elyazması kitaplar ve yazı takımları; Osmanlı savaş araçları ile bölgeye ait kilim, halı, heybe ve benzeri dokumaları sergilenmektedir.
Asansör
Mithatpaşa Caddesi ile Halilrıfatpaşa semti arasındaki yükselti farkından dolayı, iki semt arasındaki ulaşımı kolaylaştırmak amacı ile 1907 yılında Musevi işadamı Nesim Levi tarafından bir asansör inşa edilmiştir. 51 m.lik yükseklikte yer alan Halilrıfatpaşa semtine 155 basamaklı merdivenle çıkılıyordu. Buraya inşa edilen asansör kulesi ile iki semt arası birleştirilmiştir. Bu kulede iki asansör bulunmakta, bunlardan soldaki buharla, sağdaki ise elektrik ile çalışmaktaydı.1985 yılında gerçekleştirilen restorasyonla her iki asansör de elektrikle çalışır duruma getirilmiştir. 1992 yılında restore ettirilen tarihi asansör kentin önemli bir turistik durağıdır. Asansör'ün girişindeki Dario Moreno Sokağı'nın iki yanındaki sakız evleri de bölgeye ayrı bir özellik katmaktadır. Üst terasta mevcut kafe ve restoran ziyaretçilere eşsiz bir körfez manzarası sunar.
İzmir Milli Kütüphane ve Elhamra Sineması
Türkiyenin Milli adını taşıyan ilk Kütüphanesi olan İzmir Milli Kütüphanesi, İttihat ve Terakki Fırkasının çabalarıyla,1912 yılında okumuş, kültürlü Türk gençlerinin yetiştirilmesi amacıyla, Beyler Sokağındaki Salepçizade Konağının selamlık bölümünde hizmete girmişti. Bugünkü binasının yapımına 1922den sonra başlayarak, 1926 yılında Elhamra Sineması tamamlanarak hizmete açılmış, kütüphane binası ise 1933 yılında tamamlanabilmiştir.
Kemeraltı
Mezarlıkbaşı semtinden Konak Meydanına kadar uzanan bölgeyi içine alan ve her köşesi buram buram tarih kokan Kemeraltı Çarşısı yüz yıllardır İzmirin en canlı alışveriş mekânıdır. İlk yapıldığı yıllarda çarşı, kısmen tonozlu, kiremit örtülü, yan sokakları ve arastalarıyla bir kapalı çarşı görünümündeydi ve Kemeraltı adını da bu özelliğinden almıştır.
Eskinin gizemli tonoz ve kubbeli dükkânlarının sayısı oldukça azalsa bile, modern iş merkezleri, mağazaları, aktarları, baharatçıları, sinemaları ve kafeteryaları ile sokakları günün her saati canlı, her türlü alış-verişin yapılabileceği bir merkez görünümündedir. Bu kapalı ve açık mekânlardan oluşan çarşıda geleneksel Türk el sanatlarından modern hediyelik eşyalara, seramiklerden ahşap ürünlere, halı ve kilimlerden deri ürünlere kadar her türlü ürünün her çeşidini bulmak mümkündür.
Kemeraltı Camii
Yusuf Çavuşzade Ahmet Ağa tarafından 1671 yılında yaptırılan camii İzmirdeki eserlerin en önemlilerinden biridir. İbadet mekânı tek kubbeli ve kübiktir. Minaresi batıda olan caminin etrafında medrese, kütüphane ve sebil vardır. Caminin alçı süslemeleri dikkat çekicidir.
Ali Paşa Meydanı
Aynı adlı meydanda yer alan şadırvan Çeşmeli Ahmet Reşid tarafından 1819.yüzyılda yaptırılmıştır. Mermerden yapılmış, sekizgen gövdeli bir yapıdır. Kubbe sekiz mermer sütun tarafından taşınmaktadır. Birbirlerine yuvarlak kemerlerle bağlanan sütunlar, şal ve çiçeklerle bezenmiş başlıklara sahiptir. Şadırvan 1894de II. Abdülhamit tarafından onartılmıştır.
Havra Sokağı
Havra Sokağı Kemeraltının en hareketli bölgelerinden biridir. Cadde ismini bu alanda bulunan çok sayıdaki sinagogdan almıştır. Bu sinagoglar:
1. Sinyora (Giveret) : 927 Sokak No:77
2. Şalom (Aydınlıs) : 927 Sokak No:38
3. Algazi : 927 Sokak No:73
4. Bikkur Holim : İkiçeşmelik Cad. No:40
5. Etz Hayim : 937 Sokak No:5
6. Hevra (Talmut Tora) : 927 Sokak No 4/17
7. Bet İllel : 920 Sokak No:23
Agora
İzmirin Namazgâh semtinde bulunan Agora, mevcut görünümüyle Roma dönemine aittir. Agora antik dönemlerde politik toplantıların ve halkın alışveriş yaptığı bir yerdir. İzmir Agorası ticari olmaktan ziyade, bir devlet agorası görünümündedir.
19321941 yılları arasında yapılan ilk dönem kazılarla büyük bir bölümü ortaya çıkarılan İzmir agorasının, dikdörtgen formda, ortada geniş (120 x 180 m) bir avlu etrafında sütun ve kemerler üzerine inşa edilmiş üç katlı ve önünde merdiveni olan bileşik bir yapı olduğu anlaşılmıştır. Son dönemlerde yapılan kazılar sonucunda İzmir Agorasının bugüne kadar bilinen en büyük Agora olduğu ortaya çıkmıştır.
Dönertaş Sebili
Anafartalar Caddesi ve 945 sokağın kesiştiği noktada bulunan Dönertaş Sebili, köşesindeki sütunun dönmesinden dolayı bu adı almıştır. Tek kubbeli kare planlı 19. yüzyıl başı yapısı olan sebilin Mermer kaplı cephesi, bitkisel motifler, manzara ve hat bezemeler ile süslenmiştir. Yapı, İzmirin en güzel ve bakımlı sebillerindendir.
Basmane Oteller Sokağı
1296 Sokak üzerine yoğunlaşmış olan Oteller Sokağı 20.yüzyılın ilk çeyreğinde yapılmış konutların otele dönüştürülmesi nedeniyle önem kazanmaktadır. Oteller Sokağı, bitişik nizamlı, iki veya tek katlı ve bodrumlu yapılara sahiptir.
Kızlarağası Hanı
Kızlarağası Hanı 1744 yılında Hacı Beşir Ağa tarafından yaptırılarak hizmete sokulmuştur. Osmanlı mimarisinin günümüze gelen, İzmirdeki nadir eserlerinden olan han, diğer Osmanlı Hanları gibi çarşılı ve avlulu hanlar düzenindedir. Kızlar Ağası Hanı 4000m2lik kareye yakın dikdörtgen planlı, avluya bakan kısımları iki katlı, bedestenleri tek katlı yaklaşık 500m2lik avlusu olan görkemli bir yapıdır.
19881993 yılları arasında restore edilerek günümüzde turistik bir çarşı olarak hizmete giren Kızlarağası Hanında çok çeşitli el sanatları, her türlü hediyelik eşya, halı, kilim, gümüş takı, giyim eşyası, nargile ve malzemeleri, deri kıyafetler ve çarpıcı hediyelik eşyalar satışı yapan dükkânlar ile mistik havayı soluyarak çayınızı içebileceğiniz bir çayevi bulunmaktadır.
Çakaloğlu Han
Kızlarağası Hanı'nın tam karşısındaki küçük bir kapıdan girilen Çakaloğlu, ziyaretçilerini bir anda yıllar öncesine götürür. Hanı boydan boya geçip diğer kapıdan sokağa çıktığınızda ise, duvarlarındaki sebil çeşmesi ile karşılaşırsınız. Sebilde; bir cami figürlü İzmir kabartmasının üstünde "Yedi Uyuyanlar Efsanesi" eski Türkçe ile anlatılmaktadır.
St. Polycarp Kilisesi
St. Polycarp Kilisesi M.S. 155 yılında inancından dolayı Romalılar tarafından bugünkü Kadifekale yakınında bulunan stadyumda 86 yaşında şehit edilen St. Polycarp adına yapılmış olup, İzmirin en eski kilisesidir. Yapımı 1625 yılına kadar uzanmaktadır. Osmanlı İmparatoru Sultan Süleyman'ın müsaadesi ve Fransa Kralı XIII. Louis'in iradesi ile inşaa edilmiştir. Yapının iç duvarlarında bulunan freskler görülmeye değerdir.
İzmir Tarih ve Sanat Müzesi
Kültürpark'ta yer alan İzmir Tarih ve Sanat Müzesi üç ayrı bölümden oluşuyor. Girişte sağdaki bina, taş eserlere, ortadaki bina seramik eserlere ve soldaki bina da değerli eşyalara ev sahipliği yapmaktadır.
Taş eserler bölümünde İzmir ve yakın çevresindeki ören yerlerinden heykeller, kabartmalar sergileniyor. Agora'da gün ışığına çıkartılan Demeter, Poseidon, Artemis heykel grubu görülmeye değerdir.
Seramik eserler bölümünde ise, başta Smyrna Tepekule höyüğü olmak üzere, İzmir çevresindeki prehistorik yerleşimler Baklatepe, Kocamıştepe, Pınartepe ve Limantepeden buluntular ve seramik parçaları sergilenmektedir.
Değerli Eserler Bölümünde Arkaik, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait altın, gümüş ve değerli taşlardan yapılmış süs eşyaları, cam eşyalar, sikkeler bulunmaktadır.
Kadifekale
İzmir merkezde körfeze hâkim bir noktada kurulmuş olan Kadifekale M.Ö. 3 yy.da Büyük İskenderin talimatı ile Generallerinden Lysimachos tarafından inşa edilmiştir.
Kenti taç gibi süsleyen Kadifekale ilk yapıldığı dönemdeki özellikleriyle günümüze dek ulaşamamıştır. Kale Roma, Bizans, Beylikler ve Osmanlı dönemlerinde de kullanıldığı için bu dönemlerde geçirdiği onarımların izlerini taşımaktadır. Kalenin etrafı bugün modern yerleşim yeri ile çevrili olmasına karşın Helenistik ve Roma dönemine ait sur duvarları görülebilmektedir.
Deniz seviyesinden 186m.yükseklikte kurulan Kadifekale 6 kilometrelik bir alan üzerinde yer almaktadır. Doğu ve Güney duvarları tamamen yıkılmış olan kalenin Kuzey ve doğu duvarları ile beş kulesi ayakta kalmıştır. Kulelerin yüksekliği 20-35m.dir. Kale içinde Bizans Dönemine ait kemerli büyük bir sarnıç ve bir mescit kalıntısı bulunmaktadır.
BUNLARI BİLİYOR MUYDUNUZ ?
* İzmirin en az 8000 yıllık bir tarihe sahip olduğunu,
* Dünya'nın en büyük 3.Heykeli ünvanı bulunan Buca-Mevlana Heykeli'nin İzmirde olduğunu,
* Iliada ve Odysseusun yazarı Homerosun İzmirli olduğunu,
* İncilde sözü edilen Yedi Kiliseden üçünün İzmir ili sınırları içinde olduğunu,
* Dünyanın Yedi Harikasından biri olan Artemis Tapınağının Selçukta olduğunu,
* .Parşömen kağıdının Bergamada keşfedildiğini,
* Eski dönemlerde Foçalıların 50 kürekli ve 500 yolcu taşıyan tekneler inşaa ettiklerini,
* Eski Foçalıların Batı Akdenizde bir çok koloni kurduklarını, bunlardan bazılarının İtalyadaVelia, İspanyada Ampurias ve Fransada Marsilya olduğunu,
* Tanrıça Athena adına inşa edilen ilk tapınağın İzmirde inşaa edildiğini,
* Filozof ve şair olan Xenophanesin İ.Ö. 6. yyda Kolofonda yaşadığını,
* Bir nehirde iki kez yıkanılmaz diyerek her şeyin değiştiğini söyleyen ünlü filozof Heraklitin (İ.Ö 540-480) Efeste yaşadığını
* Filozof Anaxagorasın (500-428 B.C) Clazomenaede, (bugünkü Urla) yaşadığını,
* Eski çağın ünlü hekimi Galenin (131-210.İ.S.) Bergamada yaşadığını,
* Meryemana için yapılan ilk kilisenin Efeste olduğunu,
* İncilin dört yazarından biri olan St. Johnun Selçukta öldüğü ve burada gömüldüğünü,
* Mısır Kraliçesi Kleopatranın 188 yılının kışını Antonious ile birlikte Efeste geçirdiğini,
* Fransız yazar ve şairlerden Lamartine, Chateubriand, Theophile Gautier, and Gustave Flaubertin İzmiri ziyaret ettiklerini,
* Papa VI. Paulun 1967 ve Papa II. Johnun 1979 yılında Meryemana Evini ziyaret ettiklerini,
* Uluslararası İzmir Festivali kapsamında Ray Charles, Paco De Lucia, Joan Baez, Martha Graham Dance Company, Tanita Tikaram, Jethro Tull, Leningrad Philarmony Orchestra, Christ De Burg, Sting, Moscow State Philarmony Orchestra, Julio Iglesias, Jan Garbarek, Red Army Chorus, Academy of St. Martin in the Field, Kodo, Chick Corea, New York City Ballet, Nigel Kennedy, Brayn Adams, Elton John ve James Brownun İzmire geldiklerini,
* Ünlü şarkıcı Dario Morenonun Izmirde yaşadığını,
* Bademler köyünün Türkiyede tiyatroya sahip ilk ve tek köy olduğunu biliyor muydunuz?
YEREL ETKİNLİKLER
Uluslararası İzmir Sanat Festivali
İzmir Kültür ve Sanat Vakfı tarafından her yıl Haziran-Temmuz ayları arasında düzenlenen İzmir Müzik Festivali kentin binlerce yıllık kültür mirasına sahip mekanlarda ve kent merkezinde yapılmaktadır. Festival kapsamında bugüne kadar Ray Charles, Paco de Lucia, John Baez, Tanita Tikaram, Julio Iglesias, Jethro Tull, Chris de Burgh, Sting, Chick Korea, Brayn Adams, Jan Garbarek, Elton John, Kiri Te Kanawa, Nigel Kennedy, ve James Brown gibi dünya çapında sanatçıların yanı sıra çok sayıda ünlü yerli ve yabancı topluluklar konserler vermiş, rock ve klasik müzik konserleri ile bale ve tiyatro gösterileri düzenlenmiştir. Festival her yıl ünlü sanatçı ve gruplarla devam etmekte ve yerli yabancı binlerce sanat sever bu festivalde buluşmaktadır.
Uluslararası İzmir Caz Festivali
Her yıl Mart ayının ilk yarısı içerisinde yapılmaktadır. Yerli yabancı caz topluluklarının katılımı ile İzmirde cazseverleri biraraya getirmekte ve kentimizin kültürel zenginliğine önemli katkı sağlamaktadır.
EL SANATLARI
Beledi Dokuması
Beledi dokuması Ege ve Bursa civarında oldukça gelişmiş, zaman içerisinde çağın yenilikleriyle ortadan kalkmaya başlamıştır. Yüzyıllar boyunca bu tezgahlardan geçimini sağlayan kişiler, günümüzde bu sanatın örneklerini anı olarak saklıyorlarsa da genç kızların sandıklarını süslemede kullanılıyorlar. 1932 yılında 38 beledi tezgahı bulunan Tirede, işlenen perdelik, döşemelik, yatak ve yorganlıklar bölgenin gereksinimini karşıladığı gibi, bir kısmı da ihraç edilmekteydi. Yıllar geçtikçe tezgah sayısı azalmıştır. Günümüzde bu el sanatı sadece Saim Bayrı tarafından sürdürülmektedir.
Beledi dokuması çift katlı ve çok dayanıklı bir dokuma cinsidir. İplikler astar iplikten ve beyaz renkli ipliktendir. Yüz kısmı tamamen renkli iplikten, astar ise beyaz iplikten yapılır. Zemin renkleri ise isteğe göre yeşil, kırmızı ve koyu mavi, motif renkleri ise beyaz, sarıdır. Desenler bademli, kelebek, hebib döşeği, evsat, altıparmak, düzbaskı, sepet gibi isimler alır.
Dokumaların eni genelde 60 cm uzunluğundadır. Dokumalar orta ve ala olmak üzere iki bölüme ayrılır. Orta dokumalarda ipek çok az kullanılır, döşemelik yorgan ve döşek yüzü olarak da bu tip dokumalar tercih edilir. Ala tipi dokumalarda ipek olup perdelik yapılır.
Keçecilik
Keçe, ham maddesi olan yünün iplik haline getirilmeden bir takım işlemlerden geçirilmesiyle elde edilen dokuma biçimidir. Hayvancılığın yaygın olduğu toplumlarda doğa koşullarından korunmak amacıyla geliştirilen keçecilik, en eski Türk el sanatları arasında sayılır.
Keçe yapmaya başlamadan önce yılda iki kez kırkılan koyunlardan elde edilen yün elden geçirilir ve içindeki yabancı maddeler temizlenir. Hallaç tarafından yay ile tel tel olana dek kabartılır. Yere kalıp serilir, üzerine önceden renklendirilmiş ve belirli bir ende kesilerek hazırlanmış keçe parçalarıyla motif hazırlanır. Keçenin kenarlarına gelecek ve genellikle birbirini tekrarlayan motiflere su, ortada yer alacak büyükçe desene göl adı verilir.
Temizlenmiş, atılmış ve tartılarak ayrılmış olan yün kalıp üzerine hazırlanan nakış üzerine dökülür. Sepki adı verilen bir çeşir süpürge ile yün hafifçe ıslatılır. Islatma suyuna yünün birbirine kaynamasını kolaylaştırmak amacı ile bir miktar sabun ya da arap sabunu karıştırılır. Kalıp silindir halinde yuvarlanır ve halatla bağlanır. Rulo halindeki keçe 3 - 4 kişi tarafından kırk dakika kadar ezilir. Kalıp açılır ve bozuk yerler elden geçirilir, kenarlarına yeniden yün dökülür. Tekrar kalıplanır, kırk dakika daha ayakla ezilir.
İstenilen ölçüye gelene kadar tepilerek pişirilen keçe açılır. Silindirik uzun bir sopa ile sıkıca sarılır. Böylece keçenin kırışıklıklarının gitmesi ve düzgün olması sağlanır. Son düzeltme (perdah) işlemleri tokmakla yapılır, tekrar dürülür ve sabaha kadar suyunun süzülmesi için dik bir biçimde bekletilir. Ertesi gün asılarak kurutulan keçe kullanıma hazır hale gelir.
Testicilik
İzmirde testicilik Menemen ilçesinde gelişmiştir. Testi yapımında kullanılan toprak bu bölgede bolca bulunmaktadır.
Toprak tarladan atölyeye işlenmesinden yaklaşık bir sene önce getirilir. En az altı ay bekleyen toprak, havuzun içine konulur ve üzeri su ile doldurulur. Toprak burada belirli bir kıvama kadar erir. Fazla gelen su, havuzdan alınır. Yumuşayan toprak vals makinesinden geçirilir, içindeki taşlar çıkarılır ve iyice ezilmesi sağlanır. Ezilen toprak, süzülmesi için tabanı toprak olan atölyenin içine alınır ve kurumaması için üzeri naylonla örtülür. Toprağın içindeki su süzüldükçe hamur kıvamına gelir. İstenilen kıvama gelen toprak naylon üzerine alınır ve su kaybetmesi önlenir. Kıvamını kaybetmemesi için arada bir aktarılır. Toprak işlenene kadar 5 6 kez elden geçmiş, ayakla ezilmiş olur. Küçük boyuttaki bardak gibi ürünler, sulu ve yumuşak kıvamdaki hamur ile şekillendirilir. Testi, küp gibi büyük ürünler ise toprak sert hamur kıvamına geldiğinde yapılır.
Toprak işlenmeye başlanacağında malat tahtası adı verilen tezgahta yoğrulur ve silindir şeklinde bir topak haline getirilir. Bu topağa künte denir. İşlenecek toprak künte haline getirilmek üzere yoğrulurken, içinde hiç hava boşluğu kalmamasına dikkat edilir. Toprağın içerisinde hava boşluğu kalırsa, testi fırınlama esnasında çatlar. İşlenecek kadar hamur künteden kesilip alınır ve tezgah adı verilen çarkın üzerine konulur. Tezgahların ayakla çevrilenine karadüzen, motorla çevrilenine motorlu tezgah adı verilir. Motorlu tezgahlarda pedal bulunmakta, çarkın dönme hızı bu pedalla sağlanmaktadır.
Tezgah üzerinde işlenecek olan toprağın konulduğu yuvarlak metal kısma kafa denir. Kafanın üzerinde az miktarda çamur bulunur. Bu çamur, kafa ile biçimlendirilecek toprağın temasını sağlar. Künteden kesilen toprak kafanın üzerine hızlıca çarpılarak konulur. Bu aşamadan sonra yapılacak kap sadece el becerisi ile şekillendirilir.
Kafanın üzerine alınan çamurun ortası elle genişletilirken, üretilecek malzemenin her tarafının et kalınlığının eşit olmasına dikkat edilir. Bu sırada eller kayganlık sağlaması için arada bir ıslatılır.
Testinin dış yüzeyinin düzeltilmesi amacıyla, setyan adı verilen 10 15 cm. uzunluğunda, 6 7 cm. eninde, ortasına parmak girecek kadar delik açılmış ahşap bir plaka kullanılır. Bu plaka kırılmayacak kadar sert, çizmeyecek kadar yumuşak olan ceviz ağacından yapılır.
Biçimlendirilmesi biten ürün ince bir tel yardımıyla kafanın üzerinden kesilip alınır. Kulp takılacaksa, boğaz kısmının sertleşeceği zamana kadar (5 6 saat) tahta üzerinde dinlenmeye alınır. Elde yuvarlanarak şekillendirilen kulp istenilen yere yapıştırılır.
Testileri renklendirmek amacıyla sır malzemesine birtakım madenler katılmaktadır. Testileri siyaha boyamak için pillerin içindeki kömür toz haline getirilerek kullanılır. Bir tane pilden çıkarılan kömür elli tane çiçek saksısını boyamada kullanılır. Mavi renk için göktaşı, kırmızı renk için bakır tozu, beyaz renk için Kütahyadan alınan fincan toprağı kullanılır. Yaldızlı bir görünüm elde etmek için ise, bal kayrağının yaldızlı kısmı dövülüp su ile karıştırılmasıyla elde edilen macun kullanılır.
Gölgede kurumaya bırakılan testiler alt kısımlarının kuruması için bir hafta sonra ters çevrilir. Bir hafta da bu şekilde kuruyan testiler, atölyenin dışındaki fırınlara yerleştirilir. Fırında yer kazanmak için bir sıra düz, bir sıra ters olacak biçimde kapak bölümünden yerleştirilmeye başlanan testiler, kapak kapatıldıktan ve etrafı çamurla sıvandıktan sonra baca kısmından da yerleştirmeye devam edilir. Testilerin fırının duvarlarına değmemesine özen gösterilir. Testi ile duvar arasına kırık testi parçaları konulur. Fırının baca kısmına, ateşin hemen kaçmasını önlemek için yine kırık testi parçaları konulur. Fırınlama işlemi bittikten sonra testilerin fırında kendiliğinden soğuması için bir gün beklenir.
Pişirme aşamasında testilerin tamamına alevin değmesi için testilerin yerleştirilmesine dikkat edilmelidir. Bir fırında en iyi testiler, ateşi en çok gören alt sıradaki testilerdir.
İğne Oyası
Örgü tekniği ile yapılan el sanatı olarak tanımlanan iğne oyaları, kimi zaman gurbet, kimi zaman içten bir gülümseme, bazen söylenemeyen bir söz, bazen de gurbetten dönene kadar saklanacak emanet olur. Üç boyutlu yapısı ve başlı başına bir süsleyici olması nedeniyle Türk kadını tarafından çok sevilmiştir. Oya, süslenmek ve süslemek, ayrıca taşıdıkları mesajlarla bir iletişim aracı olarak kullanılır. Halk Edebiyatına da konu olan gelin kaynana kavgaları sonucunda eline iğne ipliğini alan gelin ördüğü oyaya kaynana dili adını verir. Kocası ile arası açık olan yeni gelin başına biber oyası işlenmiş örtüyü seçer. Geçimsizlik fazla ise biberlerin renginin kırmızı olmasına özen gösterir .
Oyalar üç boyutlu bir örgü biçimidir. Onu diğer örgü biçimlerinden ayıran en önemli özelliği, süsleme ve süslenmek amacıyla kullanılmasıdır. Her ne kadar kadın baş süslemesinde yoğun olarak kullanılsa da, erkek giyiminde de oya kullanılır. Örneğin Efe başlığında genç kızlar tarafından işlenen oyalarla süslü poşu bağlanır. Oyalar erkek giyiminde yalnız başlıkta değil; para kesi, mühür kesesi, damat iç göyneği, mendil kenarında da kullanılmıştır. Anadolunun genelinde görülmekle birlikte Balıkesir, Bolu, Bursa, İçel, İnebolu, İzmir, Kastamonu, Konya, Kütahya, Muğla, Ordu , Rize yörelerinde sıkça kullanılır.
İğne oyalarının malzemesi genellikle ipektir. İğne oyasının ortaya çıkıp gelişmesinde en büyük etken, Anadolunun İpek Yolu üzerinde olması ve ipek üretimi yapılmasıdır. Günümüzde ipek böceği eskisi kadar yetiştirilmemekte, doğal olarak yapımında ipek kullanılan ürünler de azalmaktadır. İpeğin yerini alan pamuk iplikler oya yapımında da kullanılır.
Nazar Boncuğu
Cam ve cam işçiliği tarihi incelemeleri, camcılığın kaynağını Akdeniz ve çevresi olarak göstermektedir. Cam üretiminde kullanılan kum ve yakıldığında yüksek bir enerjisi olan çıralı çam odununun Akdeniz ülkelerinde bolca bulunması bu sonucu hazırlamıştır. Çeşitli arkeolojik bulgulara göre cam, MÖ 4000 yıllarından beri insanoğlu tarafından bilinmektedir. Zaman içerisinde bir çok aşama geçiren camı ilk Mısırlılar renklendirmiş, ziynet eşyalarından tabut yapımına kadar bir çok kullanım alanı oluşturmuşlardır.
Nazar inancı ile birlikte nazardan korunma inancı da gelişmiş, bu amaçla çeşitli nazarlıklar geliştirilmiştir. Anadolu'da kullanılan nazarlıkların başında Nazar Boncuğu gelir.
Anadolu'da camın ilk kez boncuk tasarımı içerisinde kullanımı, Mısır'dan İzmir'e gelen ustaların Kemeraltı'ndaki Arap Hanı'nda Halhal ve boncuk bilezikler yapmalarıyla başlamıştır. Bu ustalardan öğrenilen boncuk üretimini Türkler, kendi gereksinimleri doğrultusunda, katır boncuğu tasarımıyla geliştirmişlerdir. Renkli camların ortaya çıkmasıyla da boncuğa göz koyulmaya başlanmıştır. Nazar boncuğu ocakları günümüzde Menderes ilçesi Görece köyünde ve Kemalpaşa ilçesi Kurudere köyünde çalışır durumdadır.
Genellikle yuvarlak ya da oval şekildeki boncuk ocakları (furun-fırın), köyde bu işi bilen ustalar tarafından yapılır. Ocağın duvarları, düzeltilmiş zemin üzerine 12 sıra ateş tuğlası ve kil kullanılarak nal biçiminde örülür. Bu bölümün üzerinde yine ateş tuğlalarıyla pencere sayısına göre odalar bölünür. Ocağın tamamı kil ile sıvanır. Her gün 800 - 1000 derecelik ısı ile çalışan ocaklar, en çok bir yıl dayanır.
Sadece çam odunu kullanılan ocağın ateş yakılan bölümüne kapı denir. Ocağın üstündeki,yarım kubbe biçimli kısmına tepe kapağı, boncuk işlendikten sonra soğumaya bırakıldığı bölüme kavara adı verilir. Ocak içerisinde erimiş camınalınması için açılan deliğe pencere denir. Bir ocakta üç ile beş arasında değişen pencere bulunabilir. Boncuğun demir çubuk yardımıyla alındığı yere keler-kelerin adı verilir. Keler'de camların eridiği bölüme tava denir. Tavada bir kaç küçük bölüm bulunur. Buralara renkli camlar yerleştirilir. Tava içinde de mavi cam bulunur.
Sındırgısıdır demiri, ocak üzerinde, ocağa yerleştirilmiş halde, pencere kenarında bulunur. Ustanın kelerde erimiş camı alıp biçimlendirmesi sırasında destek olarak kullandığı demirdir. Erimiş camın ocaktan alınması için asebe adı verilen çelik çubuk kullanılır. Yaklaşık 50 - 60 cm. uzunluğundadır. Uç bölümü inceltilmiştir. Asebenin ucu cam macununa batırılır, sındırgısıdır demirinden destek alınarak döndürülüp top haline gelmesi sağlanır. Dışarı çıkarılan cam macunu ray demiri üzerinde, yassı bir demir olan merteke yardımıyla ezilir ve biçimlendirilir. Merteke 30 - 40 cm. uzunluğunda, 2 cm. genişliğindedir ve çelikten yapılmıştır. Biçimlendirilen boncuğa göz yerleştirmek için merdan adı verilen, asebeden daha ince çelik çubuk kullanılır.
Nazar boncuğu yapılırken en çok mor renk kullanılır. Günümüzde kobalt ile elde edilen mor renk, kobalt bulunamadığında saf (çiğ) bakırın ateşte pişirilip cam macununa karıştırılması ile sağlanır. Mor rengi koyulaştırmak için rastık karıştırılır. Nazar boncuğu üretimi sırasında mor rengin yanı sıra, beyaz, sarı, yeşil, kahverengi ve kırmızı renkler kullanılır.
Beyaz, opal denilen saf camdan elde edilir ve cam fabrikalarından alınır. Kahverengi, yeşil ve kırmızı renkler, aynı renkli şişe camlarından elde edilir. Yeşil renk için sarı oksit ile bakır oksit karışımı da kullanılabilir. Sarı renk kurşun, kalay ve çinkonun, sarı tavası ya da kota denilen kilden yapılmış özel kaplar içerisinde karıştırılmasıyla hazırlanır. Nazar boncuğu ustaları, asıl nazar boncuğunun mavi üzerine sarı renkli olduğunu, sarı rengin içinde kurşun bulunması nedeni ile nazara etkili olduğunu
Günümüzde üretilen boncuk türleri karagöz, ceviz, silindir, yumurta, plaka, plaka kalp, zar, saraç, danagöz diye adlandırılmaktadır. Boncuk türleri sarı gözlü karagöz, şeffaf yeşil saraç boncuğu, havai mavi silindir, mavi gözlü havai mavi danagöz gibi, kullanılan renklere göre isimlendirilmektedir. Boncuklar iri, orta ve küçük olmak üzere boyutlarına göre de ayrıca isim alırlar. Böylece şeffaf yeşil iri karagöz, mavi gözlü küçük şeffaf mor silindir, iri sarı gözlü karagöz olarak adlandırılırlar. Ayrıca yüzük, testi, balık, küllük gibi malzemeler de üretilmektedir.